top of page

İlamların Bölünmezliği

  • Yazarın fotoğrafı: Aslıhan Gürbüz Sevim
    Aslıhan Gürbüz Sevim
  • 6 May
  • 4 dakikada okunur

İlamda, alacaklı lehine hükmedilen alacak kalemlerinin, ayrı ayrı ilamlı icra takibine konu edilip edilemeyeceği uygulamada tereddüt oluşturmaktadır. Bu yazıda, ilamların icrası bakımından alacakların nasıl icra takibine konulacağı hakkında açıklamalara yer vereceğiz.


Öncelikle şunu açıkça belirtmek gereklidir; ilamda hükmedilen alacak kalemleri hakkında ayrı ayrı ilamlı icra takibini engelleyen bir düzenleme mevzuatta bulunmamaktadır. Fakat bu husus ayrı ayrı icra takibi yapılabileceği anlamına da gelmez.


İlamlı icra takibinde bulunma hakkı, ilam (veya ilam niteliğindeki belge) “İİK.m.38” lehine olan (yani; lehine ‘eda hükmü’ içeren) kişiye (ilam alacaklısına) aittir.

Keza, bir ilam (ya da ilam niteliğindeki belge) aleyhine eda hükmü kurulmuş olan borçlu ya da varsa borçlunun mirası reddetmeyen mirasçılarına karşı icraya konabilir.


Diğer taraftan “İlamın eda hükmü içermesi”nden anlaşılması gereken, ilamda açıkça ‘… liranın …… dan tahsili(alınması) ile ….’a verilmesine ….’ şeklinde açık ve net bir ifadenin hükümde bulunmasıdır.


Bunun dışında, tespit hükümleri ise, bir edayı ya da bir şeyi yapmayı içermezler. Tespit kararları, icrai nitelikte olmayıp sadece bir hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğunu tespit ettiğinden, ilamlı icra konusu olamazlar.


Ayrıca, kira bedelini tespit hükümleri de bir ilişkinin varlığını tespit etmemekle birlikte, bir kira ilişkisindeki Türk Borçlar Kanunu’nun 344.maddesi gereğince hakime verilen verilen takdir yetkisinden dayanağını aldığından, kira sözleşmesindeki bedel bakımından tespit içerdiğinden doğrudan ilamlı icraya konu edilemez. 


Kira tespit kararlarının asıl amacı, sadece kira sözleşmesinin ücret unsurunu belirlemekten ibarettir. 12.11.1979 gün 1/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere tespit edilen kira farkının mahkemede dava edilebilir veya icrada takip edilebilir hale gelmesi için kira bedeli miktarının kesin olarak belli olması gerekir. Bu belirlilik ise ancak tespite ilişkin kararın kesinleşmesi ile oluşabilir.  


Ayrıca Yargıtay Kanununun 45. Maddesi gereğince İçtihatı Birleştirme Kararları, benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. Dolayısıyla kira bedelinin tespit hükümleri bakımından 2.11.1979 gün 1/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uyulması zorunludur.


Kira konusundaki, yukarıdaki ayrıntıyı verdikten sonra, genel olarak konuya dönecek olursak, eğer hüküm “tespit” içeriyorsa, bu ilamlar icraya “ilamlı icra”ya konu edilemez. Bu bakımdan tespit ilamlarının, sadece yargılama giderlerine ilişkin bölümü  hakkında “ilamlı takip” yapılabilir, buna karşın “tespit bölümü” ise ilamlı takip konusu yapılamaz. Tespit  hükümleri ancak ilamsız icraya konu edilebilir.


Tespit ilamları, ilam kesinleşmeden icra takibi yapılamayacağı gibi ilamda yazılı yargılama gideri ve avukatlık ücreti vb. gibi istekler için de, karar kesinleşmedikçe takibe konu yapılamaz. Bu konudaki şikayet süreye tabi değildir.


6100 Sayılı HMK.'nun "Hükmün Kapsamı" başlıklı 297. maddesinde; hükmün sonuç kısmında yargılama giderleri konusunda, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. 

"Yargılama Giderlerinin Kapsamı" başlıklı 323. maddesinin (ğ) bendinde vekille takip edilen davalarda vekalet ücretini yargılama giderleri içinde saymıştır. 

"Yargilama Giderlerinden Sorumluluk" başlıklı 326. maddesinin 1. fıkrasında yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği belirtilmiştir. 

Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde ilam taraflara yüklenen borçlar, tanınan haklar, yargılama giderleri olmak üzere bir bütündür. Vekille temsil edilen davalarda hüküm altına alınan avukatlık ücreti de yargılama giderleri kapsamındadır. 


6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun,

"Dürüst Davranma Ve Doğru Söyleme Yükümlülüğü" başlıklı 29. maddesinde; "Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler." 

"Dürüstlük Kuralına Aykırılık Sebebiyle Yargılama Giderlerinden Sorumluluk" başlıklı 327. maddesinin 1. fıkrasında; "Gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir." denilmiştir. 


4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun;

"Hukukun Uygulanması ve Kaynakları" başlıklı 1. maddesinde; "Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.", 

"Dürüst Davranma" başlıklı 2. maddesinde; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.", 

"Hakimin Takdir Yetkisi" başlıklı 4. maddesinde; "Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri gözönünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.", 

"Hukukun Uygulanması" başlıklı 33. maddesinde ise; "Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” düzenlemelerine yer verilmiştir.


6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun;

"Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri" başlıklı 77. maddesinde ise; “Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur." hükmü bulunmaktadır. 


Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ile yasada ayrı ayrı icra takibi yapılmasını önleyen doğrudan bir hüküm bulunmaması hali ile birlikte değerlendirildiğinde, kötü niyet olmasa bile, alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılması sonucunda fazladan avukatlık ücreti kazanılmasına sebep olacaktır.


Yargıtay içtihatlarına göre, sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesi sadece icra takibi bakımından bu yönüyle hakkın kötüye kullanılması olarak görülmelidir.


İlam hüküm ve sonuçlarıyla bir bütün olmasına rağmen yasal ve geçerli bir neden olmaksızın ayrı ayrı icra takibi başlatmak  mümkün değildir.


Okuyanlara faydalı olması dileğiyle….

Av.Arb.Aslıhan GÜRBÜZ SEVİM

Mayıs 2026



Yararlanılan Kaynaklar:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 06.04.2016 tarihli, 2014/8-611 Es., 2016/492 Kr. sayılı kararı

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 12.11.1979 tarihli, 1979/1 Es., 1979/3 Kr. sayılı,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.11.2021 tarihli, 2017/6-1847 Es., 2021/1376 Kr. sayılı kararı


Yorumlar


Yazı: Blog2_Post

Avukat & Arabulucu

Aslıhan Gürbüz Sevim

agsevim@gmail.com

Maltepe Mahallesi,

Gazi Mustafa Kemal Bulvarı 83/5

Çankaya- Ankara

  • Spotify Sosyal Simge
  • Instagram
  • Twitter
  • LinkedIn

©2022, Anıttepe Hukuk

bottom of page